SANAT ÖLDÜ MÜ?

‘’Başlıklar ne kadar somutsa,açıklanması gerekenler soyut olma mahiyeti taşıyabilir der’’Levent Arslan.Şimdi kazaya uğramış bir geminin içinde bulunuyorum.Benden herbiri öyle şeyler istiyorlar ki diledikleri enkazın içinde kalmadan burayı terkedelim.Ama o gemide az önce nü sanatını icrada bulunduğum Alexandra,haykırarak saatler önce çizdiğim ve batıcağımızı bilmeden o enkazın içinde kalıcağımız endişesini taşımadığım,bir an bile aklımdan geçirmediğim o süreç içinde bana kendini anlattırmaya o eserde çizdirmeye çalıştırmıştı.

Gemi kamaralarıyla ve dış görüntüsüyle büyük bir ihtişam içinde adeta aklımın alamayacağı güzellikte bir çalışmaydı.Fakat Alexandra..?Çalışmalar sürüyor,bazen dışardan geçen yelkenlileri görüp onları kaçırmadan şekillendirmeye çalışırken,onların içine Alexandra’yı koymaktan kendimi alıkoyamıyordum.Bazende hiç içinde olmasını istemiyor,örtülü gözlerimin önündeki dalgaların sıçrayış ahengindeki onulmaz huzuru yaşayarak onu konumlandırdığım eserlerimden uzakta tutmaya çalışmak belkide onurumun zedeleneceğini bile bile bunu göze almaya çalışma çabam zaman zaman sonuç veriyor lakin vermeye çalıştığım mesajda halen aradığım tadı ve kusursuzlugu bulamıyordum..Yeniden Alexandra..Kaç tane iş yaptım kaç çalışmam oldu o uzun yolculuklar yaptığım o tatlı sert rüzgarların bazende sabah güneşini konu aldığım günlerde..Bıraktım,herşeye inat yaptıklarımdan vazgeçtim çünkü halen bu ihtişamın içinde adeta yüzer bir sarayda aradığımı bulmakta zorlanıyordum.

Bir gün ansızın belki konularıma renk katacagına inanıp aramaya koyulduğum,araştırmalar yaptığım o içtenliği yansıtmaya çalıştığım anlarda karşıma kaptan köşkünde..Hayır hayır olamaz heryerde Alexandra..Çalışmalara devam ama kolaya kaçmadan endişe etmeden..

Günün birinde tuhaf bir tesadüf oldu.İşte o anda kamarama benimde kaçınılmaz sonumu hazırlayan o mütiş kadın girdi.Hiç böylesine heycanlanmamıştım.Artık aradığım ve işlerimde düşüncelerimi yansıtmaya çalışırken sürekli ortaya çıkan zafiyetimi yana yakıla görmüş oluyordum..Bir anda çizmeye başladım gözlerim kısık adeta yüzleşmekten korkan,ellerim titrek ama yüzleşmenin endişesiyle cüretkar,bedenim onun karşısında utanç verici bir biçimde aslında kendiyle yüz yüze geliyordu.Boyadım karaladım durmadan çizdim kısılan gözlerim titreyen ellerime inat sonunda başardığımı farketmenin sevincini yaşarken,bir yerde gördüğüm ihtişam bana küsmüş batıyor sesleri öte yandan diğer kusursuz bir gövdenin içinde hayat bulmaya çalışıyordum.Herkes çığlık içinde bağrınırken,o naciz bedenim sonuca kendini yenmenin tesiriyle herşeyi bir kenera atıveriyordu.

Anlamıştım..Gözlerimi son defa açtığımda suyun içinde ellerimde Alexandra ve ben son defa kısılmış gözlerimi tamamen açıyor son bir defa kendimle birlikte adeta bu yüzer saraya veda ediyordum..Artık o yoktu..Alexandra suyun o çizilmeyi bekleyen muhteşemliğin içinde elinde onun için çizdiğim o eserle derinliklere doğru yol alıyordu..Bende artık dayanamayıp yaptıklarımı gözlerimin önünden geçiryor fakat artık bir daha çizemeyeceğim güneş ve yelkenlileri hayalimde şekillendirmeye çalışıyordum.Son nefesimi vermeden önce hiç bu kadar güzel birşey yapmadığımı farketmenin ve onuda resmetmenin acısını yaşayarak hayata gözlerimi yumarken aslında güneşin yerine Alexandra’yı ellerim ve kalemimin yerine onlarla birlikte giden ve kaybolan sanatımdanda helallik alırcasana konuşurken,ordan geçen bir martı bana son bir veda sesi çıkartıyor ama ‘’Sen gidiyorsun diye üzülme ne Alexandralar var çizilecek ve beni çekecek ne kadar fotoğrafçılar hatta benide avlayacak bir avcıyı görüp buna üzelerek beni resmetmeye çalışacak bir sanatçı mutlaka olacaktır’’dedi.Artık içim rahattı ve biliyordum ki o bedende olmasada martı gibi özgür gerektiğinde sırf yaşayabilmek için kendinden feragat edecek olmasına rağmen bir avcı ve kendini çizdiren bir ressam olmaya devam edecektir..

M.Levent Arslan

Yorum bırakın

Yorumunuz